Ne aramıştınız?

Öğrenme Tuzakları


Ogrenme Tuzaklari


Bir konuyu ya da bir kavramı araştırmak ve öğrenmek gerçekten emek istiyor, zaman alıyor. Peki, hiç fark ettiniz mi, hani bazen bir konuyu anladığınızı sanırsınız ama o konuyu pratiğe dökmeye sıra gelince aslında hiç bir şey anlamamışım diye düşünmeye başlarsınız. İşte bunun gibi pek çok öğrenme tuzağı var. Birkaç tanesini hemen paylaşayım.

Konumla veya otoriteyle ilgili öğrenme tuzağı

Öğrenme sürecinde açık fikirli olmak, eksiklerinizi kabul etmek size pek çok şey kazandırır. Ancak belli bir alanda deneyim sahibi oldukça, okudukça araştırdıkça, zaman içinde artık o konuda birbiri ile çelişkili noktaları bulmayı bırakırız. Bu tuzağın perde arkasında kişinin uzmanlığı ile geldiği konum da vardır. Uzmanlıkta en son noktada olduğunu düşünen herkes aslında yanılıyor demektir. Bu tuzağa düşmemek için düşünme biçimine dikkat etmemiz gerekiyor.

Onaylama Önyargısı

Sadece bizi doğrulayan görüşleri araştırıp onlar hakkında daha derin bilgi kazanırken, karşı görüşleri değerlendirmek için hiç zaman ayırmamak bu tuzağı yaratır. Doğru olan ise, bir konuda her iki görüşe de zaman ayırmak, çelişkileri değerlendirmektir.

Dunning Kruger Sendromu

Bir konuda veya alanda çok eksiği olan, gelişimini tamamlamamış bir kişinin kendisini yeterli görmesi hatta uzman olarak tanımlamasıdır. Oldukça tehlikeli olan bu tuzağa düşmemek için her fırsatta kabiliyetleri sınayarak eksiklerimizi bulmak en etkili yöntemdir.

Takılıp Kalma Tuzağı

Düşünme biçimimizi değiştirmememiz nedeni ile ya da yoğun dikkat harcamamız nedeni ile yeni çözümleri görememeye başlama, yeni bilgiye açık halde bulunmama tuzağıdır. En doğru yapılacak şey, bir adım geride durup biraz ara vermek sonrasında konuya geri dönerek baştan bir değerlendirme yapmaktır.

Akıcılık İllüzyonu

Karmaşık birşeyi öğrenirken konuyu anladığı kanısına kapılmak ama sıra pratiğe gelince çok başarılı olamamaktır. Küçük adımlarla ilerleyip konuyu öyle öğrenmek ve yer yer geri bildirim almak bu tuzakla ilgili doğru çözümdür.

Multitasking - Eş zamanlıı olarak pek çok şeyle uğraşmak

Düşünme biçimi ve yapılacak işler arasında çok sık gidip gelmek ve sürekli method değiştirmektir. Doğru olan ise tek seferde tek bir işe yoğunlaşmaktır.


Kaynak

Learning How To LearnAndrei Lyskov, 24.12.2018





Neyi Öğrenmeyeceğinize Karar Vermek Neden Bu Kadar Önemli?


Neyi Ogrenmeyeceginize Karar Vermek Neden Bu Kadar Onemli?


Evet, yanlış okumadınız başlığı. Neyi “öğreneceğinize” değil, “öğrenmeyeceğinize” karar vermenin neden bu kadar zor ancak bir o kadar da önemli olduğundan bahsedeceğim bugün.

İçinde bulunduğmuz çağ, “bilgi çağı” olarak adlandırılsa da, ironik şekilde ihtiyacımız olan net, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak da bir o kadar zorlaştı aslında, değil mi? Bu söylediklerim gazeteciler tarafından da dile getirilen bir gerçeğe dönüştü. Neredeyse tüm dünyaya yayılan bu akım sonrasında hangi kaynaktan haber alacağına karar vermek ve karşısına çıkan her habere güvenmemek pek çok kişi için alışkanlığa dönüştü.

Internette bilgi kaynakları sınırsız. En basit örneklerle bugün bir konuda bilgi edinmek için okumak istediklerimize bloglardan, makalelerden, kitap özetlerinden veya kitaplardan doğrudan ulaşabiliriz. Aynı zamanda, sonsuz bilgi kaynağının içinde sizin perspektifinize katkı sağlayacak, sizi zenginleştirecek, düşünme biçiminizi zenginleştirecek bilgilerin de bulunduğunu biliyorsunuz. Bu nedenle bir arayış içindesiniz aslında.

Bu noktada eklemeliyim ki, bilgi çağının getirdiği aşırı yükleme karşısında ihtiyacınız olan, size yardımı dokunabilecek kaynaklara ulaşmak aslında önemli bir beceri haline geldi. Çünkü, bilgiye ulaşmak aslında ilk bakışta düşündüğümüz gibi ‘bedava’ değil. Internette arama yaparken aslında karşılığında en değerli kaynağımızı harcıyoruz; sınırlı olan zamanımızı.

Hayatınızı iyileştirmek, kariyerinizde gelişmek için size fayda getirecek doğru çeşit bilgiye ulaşmanız gerekir. Bunu yapmak için de aslında internetin, geleneksel medyanın, sosyal medyanın size adeta fırlattığı şeyleri görmezden gelmeyi öğrenmeniz hatta bu konuda ustalaşmanız gerekir. Bugünlerde özümsemek için bu kadar çok bilgi varken etrafta bunların bir kısmını görmezden gelmek daha verimli ve üretken olmanızı sağlayacaktır. İnternet sayfalarının sonsuz kaydırmalı dizaynı (infinite scrolling) ve bitmeyen dikkat dağıtıcı unsurları karşısında aslında bunu öğrenmekten başka şansınız yok.

Örneğin, haberler. İnstagram hesabımda geçen hafta paylaştığım kitaplardan biri olan Alain de Botton’un kaleme aldığı ‘Haberler’de de vurgulandığı gibi, haber döngüsü 7/24 devam ediyor pek çok kanalda. Her an yaşanan gelişmeler son dakika başlığı ile aktarılıyor. Üstelik hiç bitmeyen uzman görüşleri ve yorum programları eşliğinde akış hiç bitmiyor. Ancak, kabul etmeliyiz ki, bu döngüye maruz kaldığımızda aslında bunun bize pek de yararı olmuyor. Çünkü, gerçekten dikkatinizi vererek bu akışı takip etmeye çalıştığınızda iki üç cümlede özetlenebilecek gelişmeler üzerine saatlerce süren yayınlar yapıldığına tanık oluyorsunuz. Üstelik aynı olay çoğu kez farklı cümlelerle ifade ediliyor sadece. Yeni bir bilgi kırıntısının gelişine uzun bir süre sonra denk gelebiliyorsunuz ancak. Bu da bize aslında hiç de ihtiyaç duymadığımız ama maruz bırakıldığımız bilgi akışını özümseme yükünü getiriyor. Nicholas Carr’in ‘Internet Bizi Aptal mı Yapıyor?’ isimli kitabında da değindiği noktalardan biri de insan beyninin aslında bu tür bir maruz bırakılmaya pek de uygun olmamasıydı. Bu kitap, bu konu için çok değerli bir kaynak.

Hangi bilgiyi alacağımız konusunda filtreleme yapmak ve bu konuda uzmanlaşmak

Kişisel olarak koyacağımız filtrelerle değerli zamanımızı geri almak hem de daha az yorulmak mümkün aslında. Öncelikle ‘fear of mişsing out’ yani geride /eksik kalma korkumuzu aşmak zorundayız. Bir haberi ya da bir gelişmeyi kaçırırsak, son dakika olarak anında öğrenmezsek kesinlikle dünyanın sonu değildir. Son gelişmeleri sürekli aktaran haber tarzı yerine ‘slow news’ akımına katılmak faydalı olabilir. Yani, tek seferde tek bir gelişmeye odaklanarak sadece o gelişmenin ayrıntılarını yorumlamaya.

Sonuç olarak, dikkatinizi çekerek adeta tüketen ve dolayısıyla sizi yoran her türlü ‘akış’tan uzak durmak, sadece gerçekten ihtiyacınız olanı takip etmek üretkenlik için en doğru davranış olacaktır. Sosyal medya, televizyondaki diziler, tartışma programları, reklamlar gibi şeyleri tüketirken çok dikkat etmek gerekli. Değerli zamanınızı geri alabilmek için ihtiyacınız olmayan herşeyden uzaklasın.


Kaynak

Learning What to Ignore Is An Important Skill to Master In An Information-Rich World, Thomas Oppong, 22.07.2020






Zihin Haritası Yöntemi ile 7 Adımda Aktif Okumayı Öğrenin

Zihin Haritasi Yontemi ile 7 Adimda Aktif Okumayi Ogrenin

Farklı kaynakları farklı şekilde okumamız gerektiği bir gerçek. Geçen hafta şurada eleştirel okuma ile ilgili olarak SQ3R yönteminden bahsetmiştim. Bu hafta ise daha çok bilgi yoğunluklu kitapları okumak için kullanılabilecek bir yöntem olan ‘aktif okumak’tan bahsetmek istiyorum.

Aktif okuma, en basit tanımıyla okuduklarınızla bağ kurmaktır. Okuduğunuz metin ile bağ kurmak ise size okuduklarınızı daha iyi hatırlamanın ve yeri geldiğinde kullanmanın avantajını sunar. Çünkü, okuduklarınız kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktarılır. Bu da ancak, okuyarak edindiğiniz bilgiyi ‘işleme’ ve ‘tekrar etme’ ile mümkün olur. Bu yazıda, aktif okuma yapmanın yöntemlerinden biri olan zihin haritası yöntemi ile okumanın 7 temel adımını paylaşacağım. Hatırlatmakta fayda var ki, zihin haritası yöntemi ile okuma yapmak için konunun buna uygun olması gerekir. Örneğin içinde çok fazla rakam veya formül geçen bir kitabı bu yöntemle okumak pek doğru olmayabilir. Ancak, sosyoloji veya psikoloji alanındaki bir kitap için ise bu yöntem rahatlıkla kullanılabilir.

Bir kitabı nasıl aktif olarak okuyabilirsiniz?


1. Öncelikle okuma nedeninizi netleştirin. Bu kitabı neden okumaya başlıyorsunuz? Okumayı bitirdiğinizde size ne katmasını umuyorsunuz? Kitaptan beklentileriniz neler? Kitabı hızlıca inceleyin. İçindekiler sayfası, bölüm başlıkları, kullanılan kaynaklar gibi ayrıntıları hızlıca gözden geçirin.

2. Kitabın konusu size ne kadar tanıdık? Bu konuda daha önce kitap okudunuz mu? Bilginiz var mı? Önceden okuduklarınızı hatırlamaya çalışın, eğer varsa aldığınız notları gözden geçirin.

3. Eğer mümkünse mevcut bilginizle bir ‘zihin haritası’ oluşturun ve bilginizi görselleştirin. Konu başlığını bir kağıtta en ortaya yazın ve alt başlıkları kullanarak haritanızı ayrıntılandırın. Bu hazırladığınız ilk zihin haritasını, kitaptan okuduklarınızla hazırladığınız haritalarla karşılaştırabilirsiniz.

4. Kitapta her bölüm öncesinde mini bir zihin haritası oluşturun. Tabii ki, konunun buna ne derecede uygun olduğunu da göz önünde bulundurun.

5. Okuduğunuz her bölümden sonra hatırlamaya değeceğini düşündüğünüz 3-5 tane ana noktayı kısaca not alın. Seçici olun. Okuma amacınıza göre notlarınızı ne ölçüde derinleştireceğinize karar verin.

6. Bir sonraki bölüme geçmeden önce, notlarınızı gözden geçirin ve bir değerlendirme yapın. Kitabın kalan bölümlerinden ne beklediğinizi düşünün.

7. Oluşturduğunuz zihin haritalarını saklamak üzere bir sistem geliştirin. Örneğin zihin haritalarının resimlerini çekerek saklayabilirsiniz. İnternette zihin haritası oluşturma araçlarını kullanabilirsiniz veya kullandığınız not kağıtlarını saklamayı tercih edebilirsiniz. Tekrar yapmak üzere belli aralıklarla bu zihin haritalarını gözden geçirin.

Bu yöntemi kullandıkça, konular ve alt başlıklar arasında bağlantı yapma ve ilişki kurma becerinizin de arttığına tanık olacaksınız. Özellikle ders çalışırken bu yönteme başvurabilirsiniz.

Kaynak

The Complete Guide to Effective Reading, Maarten von Doorn, 28.04.2019






Eleştirel Okuma Becerinizi SQ3R Yöntemi ile Nasıl Geliştirirsiniz?

# Elestirel Okuma Becerinizi SQ3R Yontemi ile Nasil Gelistirirsiniz?


Çoğu kişiye neden kitap okuduğunu sorarsanız, öyle tahmin ediyorum ki alacağınız yanıtlar arasında 'kendimi geliştirmek' için seçeneği mutlaka yer alacaktır. Peki, okuduklarımızla kendimizi nasıl geliştirebiliriz? Okuduklarımızı nasıl daha iyi hatırlayabiliriz?

Son zamanlarda kendi okuma yöntemimi iyileştirmeye çalışıyorum. Okuduklarım aklımda daha fazla kalsın istiyorum çünkü. Mevcut bilgimle edindiğim yeni bilgileri bağlantılı hale getirerek nasıl kullanabilirim sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorum kısaca.

Daha iyi bir kitap okuyucusu olmak mümkün mü?

Bu sorunun cevabı kısaca evet, mümkün ancak bunun için çaba harcamanız gerek. Doğru içerikte kitapları okursanız ve kitap okumayı doğru bir yöntemle yaparsanız gerçekten de daha iyi bir kitap okuyucu olabilirsiniz. İyiden kastettiğim şeyi açıklayayım hemen. Aslında daha verimli demek istiyorum. Daha verimli ve elde ettiğiniz bilgiyi daha rahat şekilde kullanabilmek, konular arasındaki bağlantıyı daha rahat keşfederek yorumlamak iyiden kastettiğim. Tüm bunlar aslında eleştirel (kritik) düşünme becerinizle de ilintili aslında.

Birazdan bahsedeceğim eleştirel okuma yönteminde okuduğunuz kitap, makale ya da kelime sayısına odaklanmamanız gerekli, yoksa bu yöntemin çok verimsiz olduğu kanısına kapılabilirsiniz. Özellikle bu yöntemi ilk kullanmaya başladığınızda. Çünkü bu yöntemi kullanmak sizi yavaşlatacak ancak okuduğunuzu daha iyi anlar ve özümser hale geleceksiniz.

SQ3R Yöntemi ile Eleştirel Okumak

SQ3R’nin açılımı ’Survey, Question, Read, Recite, Review’ yani ‘göz gezdir, sorgula, oku, anlat, değerlendir’. Bu yöntem bir eğitim psikoloğu olan Francis Pleasant Robinson tarafından 1946 tarihli ‘Etkili Çalışma’ isimli kitapta ordu personelinin okuma becerilerini artırmak için geliştirilmiş. Bu strateji özellikle anlaşılması için dikkat gerektiren yapılandırılmış metinler ile kitaplar için etkilidir. Akademik makaleler de bu yöntemle okunabilir. Bu beş aşamalı yöntem ile aktif bir okuma yaparak eleştirel düşünme becerisini geliştirmek de mümkündür (Hornbrook, 2020).

1.Adım - Göz gezdir - Ne ile karşılaşacağınızı anlamaya çalışın.

Okuyacağınız makaleye ya da kitaba başlamadan önce metnin yapısını inceleyin. İçindekiler sayfasına, alt başlıklara göz gezdirin. Bir kitap okuyacaksanız, kaç bölümden oluştuğuna ya da bir makale okuyacaksanız, kaç paragrafın bulunduğuna dikkat edin. Bu adımdaki amaç okuyacağınız materyalin yapısını iyice anlamak.

2.Adım - Sorgula - Keşfetmenin yollarını arayın.

Bu kitabı veya makaleyi okumak için zamanınızı ayıracaksınız ve aslında zamansal olarak bir yatırım yapacaksınız. Öncelikle bu yatırımınızın karşılığını alabilmek için amacınızı belirleyin ki, zamanınızı en iyi şekilde değerlendirmiş olun. Her başlık için aklınızdaki soruları yazın. O başlık size ne ifade ediyor? O başlığı okuyarak ne öğrenmeyi veya neyi anlamayı hedefliyorsunuz?

Bu soruları kalem kağıt kullanarak not alabileceğiniz gibi bilgisayarınızda dijital not defterinize de yazabilirsiniz. Hangi yöntem size daha uygunsa onu kullanın.

3.Adım - Okuma - Dikkat dağıtıcı tüm öğeleri sonlandırın.


Bu adım iki alt adımdan oluşuyor.

3.1. Metni elinizde bir kalem olmadan hızlıca okuyun. 

Bu, metni ilk okumanız olacak.

3.2. Aktif okuma - Metni notlar alarak, işaretlemeler yaparak okuyun. 

Unutmayın, paragrafların ilk cümleleri genellikle o paragraftaki ana fikri yansıtır, sonraki cümleler ise ana fikri destekleyen, ek bilgi ve örnekler veren cümlelerdir. Paragrafın son cümlesinde ise sıklıkla önemli noktalar belirtilir.

Bu aşamada, 2.adımda not aldığınız sorulara cevaplar oluşturmaya çalışın. Bu cevaplar, metinde doğrudan yer almış olabilir ya da ima edilmiş olabilir. Eğer, sorularınızdan bazıları cevapsız kaldıysa bunun birkaç nedeni olabilir. Okuduğunuz metin ya da kitap, kapsam olarak bu soruları daha yüzeysel geçmiş olabilir. Bu durumda ek okuma yapmanız yarar sağlayabilir. Ya da, sorularınızı yanlış kurgulamış olabilirsiniz, bu durumda ise sorularınızı yeniden düzenleyebilirsiniz. Makalenin veya kitabın hangi derecede teknik olduğuna ya da gerektirdiği uzmanlık seviyesine göre beklentilerinizi ayarlayabilirsiniz.

Aktif okuma tarzınızı kendiniz oluşturmalısınız. Kısaltmalar, kendinize ait işaretlemeler vb kullanabilirsiniz. Bir tarz oluşturmanız, okuma sisteminizi geliştirmeniz adına çok önemlidir. Elinizde kalemle okuma yapmaya başladıktan sonra size en iyi gelen tarzı zaten oluşturacaksınız.

4.Adım - Anlat - Düşüncelerinizi dile getirin.

Bu adım, eleştirel düşünme ile doğrudan ilgilidir. Eğer mümkünse, okuduğunuz paragrafların ana noktalarını sesli olarak dile getirin. Bunu yaparken de şunları göz önünde bulundurmanızda fayda var:
- Okuduklarınıza katılıyor musunuz? Yazar ile aynı fikirleri paylaşıyor musunuz?
- Eğer, yazar ile aynı fikirde değilseniz, sizin görüşleriniz neler? Yazara hangi noktalarda eleştiri getirebilirsiniz?
Bu adım, eleştirel düşünerek ve önceki bilgilerinize başvurarak yeni bilgiler yaratmakla ilgili. Literatüre katkı sağlamak işte tam da bu adımda başlıyor. Çünkü bu adımı gerçekleştirmediğiniz bir okuma yaparsanız, elinizdeki metni sadece pasif olarak okumuş ve belki birkaç paragrafı işaretlemiş olursunuz. Ancak bu adım ile birlikte okuma çabanızı kendinizden bir şeyler katarak bilgi üretmeye dönüştürebilirsiniz.

5.Adım - Değerlendir - Okuduğunuz metni tam anlamıyla içselleştirmek için gözden geçirin ve bir değerlendirme yapın.

Okuduklarınızı bir kez daha gözden geçirin. Yazarın vurguladığı noktaları ve bunlara dayanarak oluşturduğunuz aktif okuma notlarınız ile kendi çıkarımlarınızı değerlendirin.

Beş ana adımdan oluşan bu yöntemi kullandığınızda okuduğunuz kitaba veya metne daha fazla zaman ayıracaksınız. Ancak, okuduklarınız da aklınızda daha fazla kalacak. Okumak tam anlamıyla bir keşfetme sürecidir. Eleştirel okuma yöntemi ile eleştirel düşünme becerisini geliştirmek mümkündür. Eleştirel düşündüğünüzde okuduklarınızı hemen kabullenmezsiniz. Tam tersine kendi dünya görüşünüz ile yazarın görüşleri çoğu zaman çelişecektir. Önemli olan size sunulan bilgiyi doğru şekilde sorgulayarak kendinizi daha iyiye taşıyabilmenizdir.






Teknolojiye Karşı İnsanlık - İnsan İle Makinenin Yaklaşan Çatışması (Kitap)

Teknolojiye Karsi Insanlik


Teknolojiye Karsi Insanlik - Insan Ile Makinenin Yaklasan Catismasi (Kitap)


Fütürist ve konuşmacı Gerd Leonhard tarafından kaleme alınan, Teknolojiye Karşı İnsanlık teknolojinin insan yaşamını gelecekte hangi yönde değiştireceğini tartışıyor ve hemen şu noktaya da vurgu yapıyor, insanlarla robotlar arasındaki ilişkinin etik boyutunu tartışmanın tam da sırası çünkü gelecek aslında neredeyse bugüne dönmek üzere. Bu noktada yazar, yer yer pozitif kalsa da, kitaptaki genel bakış açısı pek iyimser değil. Genel olarak insan ile makineler arasında bir çatışma ve uyumsuzluğa doğru sürüklenmenin eşiğinde olduğumuzu çeşitli örneklerle anlatıyor. Teknoloji bağımlılığının giderek yaygınlaşması (dijital obezite olarak tanımlanmış), ekran başında geçirdiğimiz zamanın giderek uzaması, çoğu zaman başka biri ile sohbet etmektense telefonumuzu ya da tabletimizi kullanmayı tercih etmemiz, pek çok kişinin kullanamadıklarında sosyal medyanın eksikliğini duyması kitapta yer alan örnekler arasında. Bütün bunların yanında konunun etik boyutu da var ve bu boyut maalesef gereken ilgiyi görmüyor ve fazla tartışılmıyor.

Kitabın öne çıkardığı nokta, eğer teknolojide insani yön ihmal edilirse, bir başka deyişle, teknolojinin aslında insanlık için olduğu unutulursa, hem teknolojinin insan yaşamıyla bütünleşmesinin mümkün olmaması hem de, etik açıdan birçok sorunun ortaya çıkacak olmasıdır. Yazar, teknolojiyi sırf mümkün ve yapılabilir olduğu için yapmamayı savunuyor. Savunduğu bir başka nokta da, gelecekte teknoloji ve bilim araştırmalarında elde edilen gelişmelerin ticarileştirilmesi noktasında eğer süreçlerin merkezine insan mutluluğu ve esenliği konulmalıdır, çünkü teknoloji arama yönteminin bizzat kendisidir, aranılan şey değildir.

Teknoloji, doğrusal olarak değil üstel olarak ilerliyor. İnsanların teknolojiyi benimsemesi, her gün kullanır hale gelmesi ise üstel değil doğrusal olarak ilerliyor, teknolojinin niteliğine göre hep aynı hızla da ilerlemiyor üstelik. Bu durum, işsizliğin katlanarak artması, işgücünün vasıfsızlaşması veya mevcut teknolojinin kullanıldığı işyerlerinde, üretim tesislerinde değerlendirilebilecek yeterli donanıma sahip olmaması, teknolojinin yarattığı bir değişime henüz alışılmadan veya toplumun her kesimine yayılmadan yeni bir teknolojinin hakim olması gibi farklı sorunları insanlığın gündemine taşıyor. Bu, büyük bir ikilemi beraberinde getiriyor. Bir taraftan belli bir kesimin hayat kalitesini arttıran ve hatta katlayan teknoloji diğer taraftan toplumun diğer kesimleri için tehdit haline gelebiliyor. Özetle denilebilir ki, insan makine ilişkisinde içinde bulunulan ekonomik sistemin yansıması hissediliyor.

Bir paradigma kaymasını da beraberinde getiren evrimsel nitelikteki mega-dönüşümler önce yavaş yavaş ortaya çıkar ve ardından da birdenbire etkisini gösterir (sayfa 53). Bu nedenle bazı değişimler insanların ayak uydurmaya fırsat bulamayacakları kadar kısa sürelerde gelir ve geçerken, bu durum bir yıkım etkisi yaratabiliyor. Bazı değişimler ise daha yavaşça gelişiyor, takibi ve yaygınlaşması daha kolay oluyor. Kitapta incelenen mega-dönüşümler şöyle sıralanmış:


  1. Dijitalleşme
  2. Mobilleşme ve Medyalaştırma
  3. Ekranlaşma ve Arayüz Devrimleri
  4. Aracısızlaşma
  5. Dönüşüm
  6. Akıllanma
  7. Otomasyon
  8. Sanallaştırma
  9. Sezinleme
  10. Robotlaşma


Teknoloji üstel olarak büyüdüğünden yaşanan teknolojik ilerlemeler birleşerek bütünleşik hale geliyor, pek çok yeni teknoloji artık zaman içinde kendini iyileştirerek gelişebilir hale geliyor. Bilim kurgu filmlerinde rastlanan pek çok sahne artık gerçek olurken, distopya türü kitaplarda anlatılanların gerçekleşme olasılığı da maalesef giderek artıyor. Teknolojide insani yönü ihmal etmemek için teknolojinin insan hayatını iyileştirmeye, mutluluğu ve esenliği arttırmaya yarayan sadece bir araç olduğu ve asla amaç haline gelmemesi gerektiğini unutmamak çok önemli.

Otomasyon, insanların daha uzun sürede ve daha az miktarla daha az verimlilikle yaptıkları işleri daha ucuza hale getiriyor, daha kısa zamanda sonuç almayı mümkün kılıyor. Ancak, otomasyon arttıkça insanlığa has duygular, düşünme, değerlendirme, karar alma gibi olgular da giderek azalıyor. Peki, belli bir noktada makinelerle insanlığın ilişkisinin sınırları belirsizleşirse, ne olacak? Örneğin telefonu açanın bir yapay zeka mı yoksa aradığınız kişi mi olduğunu anlayamaz hale gelirseniz, ya da bunun da bir adım ötesinde, bu sorunun cevabını bilseniz de bunu umursamaz durumda olursanız, ne olacak? Bu basit örnekte aslında sonuçlar pek kötü olmayabilir, ancak daha karmaşık konular için kararı verenin insan mı makine mi olduğu sorgulandığında, sorumlu taraf belirlenemez hale gelebilir.

Teknolojiye Karsi Insanlik - Insan Ile Makinenin Yaklasan Catismasi (Kitap)

İnsanların hayatlarındaki en önemli mesele olarak mutluluk halen yerini koruyor, ayrıca mutluluk teknoloji ile üretilemeyen, çoğaltılamayan nadir unsurlardan biri. Mutlulukta şans ve tesadüfilik de pay sahibi. Peki, ya teknoloji hayata dair olan gizemi ve bir şeylerin ‘kendiliğinden’ veya ‘hoş tesadüflerle’ gelişmesini ortadan kaldırmaya başlarsa?

İnsanlık 2.0 - Tekilliğe Doğru Biyolojisini Aşan İnsan kitabı ile tanınan fütürist düşünür yazar Ray Kurtzweil gibi Transhümanistler, insanların makinelerden destek alarak daha da gelişeceklerini savunsalar da, Gerd Leonhard bu durumu etik açıdan değerlendiriyor, Transhümanizmi korkunç olarak nitelendirerek insanlığın insanı yönünü kaybetmeden önce hangi yöne doğru gittiğini hatırlaması gerektiğinin altını çiziyor. Teknolojinin etiği yok, etiği ve belli ilkeleri koruyacak olan insanlığın kendisi, çünkü insanlık özünü koruyabilmek için etiğe muhtaç.

Yazar, yakın zamanda Küresel Dijital Etik Konseyi benzeri bir kurumun mutlaka kurulmasını öneriyor. Gelecekte bir Dijital Etik Manifestosu’nun parçası olabilecek beş temel insan hakkını da aşağıdaki gibi sıralıyor:

Doğal (biyolojik) kalma hakkı
Temel insanlık tanımı gerektirdiğinde verimsiz olma hakkı
Bağlantıyı kesme hakkı
Anonim olma hakkı
Makinelerin yerine insanları ise alma ya da dahil etme hakkı

Kitabın son sayfalarında da 2030’a kadar yaşanabilecek birtakım teknolojik gelişmeler değerlendiriliyor. Kitap, 2018 yılında Siyah Kitap tarafından basılmış ve 224 sayfa.

Kitabın Künyesi

Kitabın Adı: Teknolojiye Karşı İnsanlık - İnsan İle Makinenin Yaklaşan Çatışması
Yazar: Gerd Leonhard
Sayfa Sayısı: 224
Yayınevi: Siyah Kitap
Basım Yılı: 2018
Kategorisi: Teknoloji, Toplum, Gelecek
Orijinal Adi: Technology vs. Humanity - The Coming Clash Between Man and Machine
İlgili Bağlantılar: Amazon, GoodReads






Mahremiyet - Dijital Toplumda Özel Hayat (Kitap)

Mahremiyet - Dijital Toplumda Ozel Hayat (Kitap)


Mahremiyet - Dijital Toplumda Ozel Hayat

Norveçli yazar Eirik Løkke'nin kaleme aldığı Mahremiyet - Dijital Toplumda Özel Hayat isimli kitap, 21. yüzyılda teknolojinin ve internetin yaygınlaşması ile birlikte bireylerin özel yaşamlarının hangi yönde etkilendiğini inceliyor. İnternet üzerinde genellikle ücretsiz hizmet veren pek çok şirketin kullanıcılarının hesap bilgilerini hangi yönde kullandıkları tartışması uzun zamandır sürüyor, ancak bu konuda bireyler adına henüz bir ilerleme kaydedilmiş değil. Evet, bu şirketler 'kişisel bilgi güvenliği' ya da 'kişisel verilerin korunması' gibi isimlerle kullanıcılardan çeşitli izinler alıyorlar, güvenlik ayarlarına her geçen gün yenilerini ekliyorlar, ancak kitapta da vurgulandığı gibi, hukuki açıdan getirilmesi gereken düzenlemelerle ilgili henüz fikir birliğine varılamamış durumda.

Kitap, konuyu iki ana kısımda ele alıyor. İlk kısım yeni teknolojilerin özel hayatları nasıl ve hangi açılardan tehdit ettiğini inceliyor. İkinci kısım ise, özel hayatı daha iyi koruyabilmek adına hangi yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğini tartışıyor. Kitapta vurgulanan bir başka nokta da, teknoloji ile bireyleri izlemenin bu kadar kolay hale gelmesinin aslında 'gözetleme' yapmak isteyen devletlerin işini kolaylaştırması ve bu nedenle de özel yaşamı koruyucu önlemlerin alınmasının bu durumu ortadan kaldıracağı için devlet kurumlarının çıkarları ile çakışacak olması.

Modern toplumdaki insan, dijital teknolojiler ile iç içe yaşamaya adeta mahkum gibidir, bir anlamda istese de bu ortamın içinden çıkamaz. Bu nedenle dijital toplumlarda geleneksel anlamdaki özel hayatın aslında çoktan bitmiş olduğu düşüncesi de birçok kişi tarafından kabul görmüştür. Yenilikçi pek çok teknoloji 'büyük veri' üzerine inşaa edilmektedir. Büyük veri de bu açıdan aslında bireylerden parça parça toplanarak biriktirilen bilgiden başka bir şey değildir.

Konuyla ilgili tartışmalarda bir diğer önemli nokta ise bazı kişilerin mahremiyetinin ihlali ile toplanan bilgilerin aynı zamanda kamu yararına olabileceğidir. Ortaya çıkan bu ikilem, konuyu çok boyutlu hale getirmekte ve ülkelerin konuya bakış açısını farklılaştırmaktadır.

"Saklayacak bir şeyiniz yoksa korkacak bir şeyiniz de yoktur" argümanı çeşitli zamanlarda dile getirilmiştir. Bu argümanı Eric Schmidt 2009 yılında "Başkalarının bilmesini istemediğiniz bir şeyler yapıyorsanız, belki de her şeyden önce bunu hiç yapmamanız gerekmektedir" sözleri ile ifade etmiştir. Bu noktada kitapta vurgulanan şey kişi izlendiğini bilirse, zaten davranışlarını değiştirecek ve 'kendi' gibi davranmaktan vazgeçer hale gelecektir. Ancak zaten özel hayat saklayacak bir şeyiniz olup olmadığından çok kendi isteğiniz ve olanaklarınız doğrultusunda ne kadar hareket edebildiğinizle ilgilidir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde çeşitli teknolojilerin özel hayata olan etkisi inceleniyor. Vurgulanan en önemli noktalardan bir başkası ise, yeni bir teknolojinin her zaman için bir ikilemi de kaçınılmaz olarak beraberinde getireceğidir. Bu ikilem de şudur ki, yeni bir teknoloji amacı dışında her zaman için kötüye kullanılabilir.

2018 yılında Koç Üniversitesi Yayınları tarafından basılan kitap, 155 sayfa.

Mahremiyet - Dijital Toplumda Ozel Hayat


Kitabın Künyesi

Yazar: Eirik Løkke
Sayfa Sayısı: 155
Basım Yılı: 2018
Kategorisi: Teknoloji, Toplum, Hukuk
Orijinal Adi: Personvenn-etter Snowden: Privatliv i det digitale samfunn
İlgili Bağlantılar: Amazon, GoodReads

İki haftada bir kez pazar günleri yayınlanan yetenekyonetimi.co newslettera abone olmak için aşağıdaki linki kullanabilirsin!






Takip Etmeye Değer İK Blogları

Takip Etmeye Deger IK Bloglari
Photo by United Nations on Unsplash

İnsan kaynakları yönetimi çok boyutlu bir alan, özellikle yurtdışındaki İK bloglarını incelerseniz, yıllardır düzenli olarak yazdıklarını görüyorsunuz. Yönetim, pazarlama, psikoloji, sosyalpsikoloji gibi pek alanın keşişim noktası, dolayısıyla üzerine yazacak çok şey var. Son dönemde pek çok alanda olduğu gibi insan kaynakları alanında da data analytics (veri analitiği) etkili olmaya başladı. Sadece bu alanı ana konu olarak ele alan takip etmeye değer pek çok blog açıldı.

Bu konuda nokta atışı bir yazı okumak isterseniz linki burada:
What is HR Analytics?, Erik van Vulpen


Takip Etmeye Deger IK Bloglari
'IK Nereye?' (Operasyonel, Stratejik ve Veri Tabanli IK)- Kaynak

yetenekyonetimi.co'da da çok yakında bu konu üzerine bir yazı paylaşacağım.

Bir zamanlar 'İK nasıl sayısallaşır da kendini daha net olarak anlatır?' başlıklı yazılar artık yerlerini 'hangi metrikler kullanılmalı' tartışmalarına bıraktı bir süredir. Bu nedenle klasik İK yerini dijital IK'ya bırakırken IK Profesyonelleri tarafindan keşfedilmesi gereken pek çok yeni konu gündeme geldi. Aşağıdaki blogların pek çoğu bu yeni alanda yol gösterici niteliğinde.

İK ile ilgili takip etmeye değer yabancı blogları paylaşıyorum şimdi.

Workology

workology.com

HRD - Human Resources Director AU 
(Çeşitli ülkelere göre farklı versiyonları var; ben Avustralya'yı takip ediyorum genellikle)

hcamag.com/au

TLNT - Talent Management & HR

tlnt.com

The Undercover Recruiter

theundercoverrecruiter.com

FullstackHR

fullstackhr.co/articles/

HR Analytics Blog

analyticsinhr.com

ERE - Recruiting Intelligence

ere.net







İneklerin Gizli Hayatı (Kitap)

Ineklerin Gizli Hayati (Kitap)


İneklerin Gizli Hayatı, bugüne kadar okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Kitap, her ne kadar ineklerin yaşamını anlatsa da, aslında tüm canlıların ortak bir payda da nasıl buluştuğunu da gösteriyor; huzurlu bir ortamda ailesi ile sevdikleri ile yaşamını sürdürmek. Uzun yıllar çalıştığı aile çiftliğinde ineklerle ve çiftliğin düzeni ile ilgili gözlemleri anlatan yazar Young, bunu çok başarılı bir dil kullanarak yapıyor; kitapta ineklere karakterlerine uygun olarak verdikleri isimlerin hem hikayelerine yer veriyor hem de yer yer neşeli yer yer hüzünlü kesitleri paylaşıyor çiftlik hayatından.Kitabın veganizmle ilgili kitap listelerinde yer aldığı notunu da paylaşmak istiyorum.

Ineklerin Gizli Hayati (Kitap)


Bir çiflikte hayatın nasıl olduğuna dair ipuçları da paylaşıyor bu kitap. Günün ne kadar erken başladığı, hava koşullarına göre hareket etmenin önemi, hasta olan veya kendini iyi hissetmeyen ineklerin nasıl takip edildiği gibi pek çok ayrıntıya da yer verilmiş.

Ineklerin Gizli Hayati (Kitap)


Domingo Yayinevi tarafindan 2016 yılında basilan kitap 144 sayfa. Ben kitabın Türkçesini de satın almıştım ancak burada yanımda olmadığı için İngilizcesini okudum.

Kitabin Kunyesi

Kitabin Adi: İneklerin Gizli Hayatı
Yazar: Rosamund Young
Sayfa Sayisi: 144
Yayinevi: Domingo
Basim Yili: 2016
Kategorisi: Veganlik, Cevre - Doga, Hayvanlar, Otobiyografi
Orijinal Adi: The Secret Life of Cows
Ilgili Baglantilar: GoodReads, Amazon









Iletisim

Ad

E-posta *

Mesaj *

yetenekyonetimi.co newsletter

İki haftada bir kez pazar kahvene eşlik etmek için yayınlanıyor.

powered by TinyLetter

yetenekyonetimi.co'da yazı var.
Rastgele bir yazı göster!